Erzincan İliç’teki Anagold altın madenindeki facia tesadüf müydü? Oysaki, yıllardır konuştuğumuz “siyanürlü altın arama” sahasının doğaya, insanlara verdiği tahribat değil miydi?

Toygun ATİLLA yazdı

Bugün 14 Şubat…

Sevgililer Günü…

Büyük felaketin yıldönümünde Malatya çarşısında gezerken rastladım o duvar yazısına.

Depremin, acının, gözyaşının, yaşananların ruhunu yansımıştı duvardaki o yazılara Cahit Yılmaz C.Y rumuzu ile…

Büyük deprem felaketinin acısı soğumamıştı ki, Erzincan İliç’teki Anagold altın maden sahasından 9 işçinin heyelan altında kaldığı haberi ile sarsıldı Türkiye…

13 Şubat’ta…

Sevgililer gününe 24 saat kala…

Her acı tarifsiz, her ölüm erken, kederli…

Ölmeye alıştık mı?

Bu cümle geçiyor bir anda aklımdan.

Ölmeye alıştık mı?

Her gün “deprem uzmanlarının” konuştuğu, büyük felaketlerin an meselesinin olduğunun açıklandığı, kentsel dönüşüm planlarının devreye sokulması, dere yataklarında, fay hatlarında evlerin yapılmaması gerektiğini konuştuğumuz bir ortamda geldi 6 Şubat deprem felaketi…

Sonrasında “kesilen kolonlar” “çürük binalar” “fay hattının üzerinde yapılan evler” ve felaketi konuştuk.

50 binin üzerinde can gitti, biz konuştuk…

Ders çıkardık mı?

Ders çıkarsaydık 1999 deprem felaketinden sonra bunlar yaşanır mıydı?

Ölmeye alıştık mı?

Erzincan İliç’teki Anagold altın madenindeki facia tesadüf müydü?

Oysaki,

Yıllardır konuştuğumuz “siyanürlü altın arama” sahasının doğaya, insanlara verdiği tahribat değil miydi?

Ne yaptık?

Kimimiz tehlikeyi anlatmaya çalıştı, “orada bir şeyler oluyor, aman dikkat” dedi.

Kimimiz umursamadı, “Bozguncular, servet düşmanları yine konuşuyor” dedi.

Doğa hakemdi, sessizce izledi.

13 Şubat’tı…

Heyelan 9 canı yuttu…

Ne mi olur?

Konuşulur, unutulur gider…

Ta ki bir başka acıya kadar.

Ölüme alıştık mı?

Yazıya başlarken büyük deprem felaketinin yıl dönümünde gittiğim için şehirlerdeki izlenimlerimi yazacaktım.

UNICEF koordinesinde kadınlara çocuklara dokunan elleri…

Yaşanan onca acıya rağmen gülümseyen gözleri ile insanlara dokunan ASAM gönüllülerini, söz verdikleri bağışları yapmayan “kimi deprem yüzsüzü” iş insanlarına inat Rönesans Holding’in kurduğu, donattığı konteyner evlerdeki hayatları anlatacaktım.

O insanların yaşadıklarını, yaşama tutunma çabalarını paylaşacaktım.

Bir an önce başlarını sokacak bir yuvaya kavuşmaları için hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurgulayacaktım.

Olmadı…

Yarın anlatacağım tüm bunları.

Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışmak, her şeye rağmen insanlara dokunmak, yaşayın diyen, gönüllere dokunmak…

Ölmeye alışmayalım…

Denetleyelim, sorgulayalım, ihmal etmeyelim.

Artık…

Yaşamaya alışalım.

Yaşamı hep birlikte dayanışarak kucaklayalım…

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx